Bir Sahil Masalı
Veda
-Başka bir hayatta görüşmek üzere...
-Görüşürüz...
Helen ağır adımlarla saraya dönüyordu. Assos’a hiç istemeyerek veda etmişti.
-Hiçbir şey eskisi gibi değil Helen. Ve ben çok uzaklara gidiyorum.
-Ama ben gitmeni istemiyorum. Seni seviyorum...
-...Dediğim gibi gitmem gerek.
Özlem
Kalbinin içinde bir şeylerin yıkıldığını duyumsar gibi oldu. Onu sonsuza dek özleyeceğini ve bir daha göremeyeceğini aklından geçirirken denizden geçen bir yelkenliye gözü ilişti.” O da çok uzaklara gidiyor olmalı şimdi...” diye düşündü.” Kim bilir belki bir gün rüzgârın yönü değişir ve geri döner; belki sakin bir limana demir atar ve yerini çok sever, asla dönmek istemez. Ama her nereye giderse gitsin tüm asaletiyle süzülmeye devam edecektir mavi sularda. Hırçın dalgalarla karşılaşsa bile devrilmeyecektir...”
Krallıkta yeni duygular
Helen Mutluluk Krallığı’nda yaşıyordu. Bu krallıkta yaşayan insanlar her yeni bir duygu hissettiklerinde yeni bir ağaç bitiverirdi yeryüzünde aniden. Mesela birkaç gün önce Kraliçe nedimelerinden birine öfkelenmiş ve bahçede aniden heybetli bir meşe belirivermişti. Helen âşık olduğunda da kiraz çiçekleri vaktinden önce açmış, serpilmişti. Böğürtlenler mevsiminden önce ansızın olgunlaşmıştı. Tüm doğa bir güzelleşme çabasına girişmişti sanki.
Ama şimdi sahilde yürürken, Helen doğanın ayrılıklarına tepki vermeye başladığını fark ediyordu. Yerde ezilmiş kayısılar, solgun çiçekler görüyordu. Elbisesinin cebinde Assos’un ona verdiği deniz kabuğu vardı. Hiçbir şeyin bir anlamı kalmadığını düşündü ve cebinden tereddüt ederek çıkarıp, onu diğer deniz kabuklarının arasına bıraktı. Şimdi o eşsiz hediye çakıl taşlarının arasında ayırt edilemiyordu bile. Biraz sonra bir dalga kıyıya vurdu ve tüm kabukları uzak ülkelere sürükledi.
***
Gülümsemesini Kaybeden Prenses
Helen odasının penceresinden düzensiz aralıklarla çakan şimşekleri izliyordu. Anlaşılan yine bir fırtına yaklaşıyordu.1 yıl olmuştu...Ve aylardır krallıkta güneşli güzel bir gün yaşanmamıştı. Doğanın melankolisi tüm ülkeyi hakimiyeti altına almıştı. Çünkü biricik prensesleri güzeller güzeli Helen mutsuzdu. Kral ve Kraliçe onu güldürebilmek için cambazlar, sihirbazlar çağırıyor; sarayın bahçesine kırmızı krizantemler, orkideler ektiriyorlardı. Ama ikisi de çok iyi biliyordu ki, Helen ancak tekrar âşık olursa çiçekler kendiliğinden beliriverecekti nemli toprakta.
Kral elini çenesine dayamış, prensesini düşünüyordu. O böyleyken, krallığın elçisi de büyük bir müjde vermeye hazırlanıyordu. Balkan ülkelerinin prensi Assos, Mutluluk Krallığı’na geri dönüyordu. Elçi, krala Assos’un geldiğinde prenses Helen ile görüşmek istediğini söyledi. Kral prensesin nedimelerine dönüp “derhal prensesime bu güzel haberi verin, krallıkta şenlikler başlasın, saray halkına bir ziyafet çekelim!” dedi.
Assos’un Yelkenlisi
Asil prens Assos gözlerini ufuk çizgisine dikmiş, Helen’i düşünüyordu. “Aslında onu hiç bırakmak istememiştim. Sadece ruhumda bir şeylerin değişmeye başladığını sezmiştim. Ve Orphalese halkının bana ihtiyacı vardı.”
Rotasını Mutluluk Krallığı’na çeviren görkemli yelkenli, dingin sularda usul devinimlerle yol alıyordu. Krallığın sınırlarına ilk girdiklerinde, hiddetli bir fırtına vardı. Assos bunun ne anlama geldiğini biliyordu. Belli ki prenses çok üzgündü ve derin bir özlem içindeydi. Ama kısa bir süre sonra fırtına dinmişti, Assos'un kalbini bir hoşnutluk kaplamıştı aniden. Hafif, tatlı bir esinti yüzünü okşuyordu. Güneş batmak üzereydi, gökyüzünü ihtişamlı bir kızıllık kaplamıştı.
Hephaistos’un gelişi
Helen, büyülü üzüm bağında içindeki heyecanı bastırmaya çalışarak yürüyordu. Elinde Hephaistos’un eseri olan bir cam şişe ve pürüzsüz bir mantar tıpa taşıyordu. Kırmızı Şelale’den şarap doldurup Assos’a götürecekti.
Assos şimdi Helen’i aralarındaki mesafeden belli belirsiz görüyordu; Helen’in karanfil kokulu saçları rüzgârda salınıyor, elbisesinin eteği kayıtsızca dalgalanıyordu.
“Ne kadar güzel yine...” diye aklından geçirdi.
-Yüce Eros aşkına! Güzelliğin bu akşamki dolunaydan ruhuma yansıyor Helen.
Helen istemsizce gülümsedi,
-Ah, sen de epey değişmişsin, kuzey yıldızı Sirius’u anımsatıyorsun bana.
Assos hiç duygularını saklamaya çalışmadan gülümsedi,
-Teşekkür ederim peri kızı. Nasıl hissediyorsun? Özledim seni.
-Aslında çok üzgündüm; fırtınalardan anlamışsındır. Ama artık yanımdasın ve hava hiç olmadığı kadar güzel.
Assos hislerini saklamak istiyormuş gibi gülümsedi. İkisi de denizin gökle birleştiği yerdeki gökkuşağına baktılar. Hephaistos renklerin arkasından belirerek onlara doğru yaklaşıyordu.
-Merhaba sevgili Assos ve Helen! Eski aşıkların buluşması demek...Eros’ tan size haber getirdim. Diyor ki:
“Lütfen birbiriniz için endişelenmeyin, kalpleriniz her zaman birlikteydi. Sadece ben bazen bilerek sevgilileri ayırırım ki, özlemin güzelliğini tatsınlar. Birini özlediğiniz zaman içinizdeki melekleri uykularından uyandırırsınız. Çünkü özlem de bir tür acıdır, ve ruh acı çekerken melekler uyuyamaz. Ama şimdi artık onların tekrar uykuya dalma zamanı.”
Hephaistos çekicini yere bıraktı ve bir elini Assos’un diğerini de Helen’in kalbine yerleştirdi. Kalplerinden mor ışık huzmeleri çıktı ve bir hale şeklinde başlarının üzerinde birleşti. Hephaistos:
-Eros ’un elçiliğini yapmak benim için bir şerefti. Şimdi gitmem gerek. Hoşça kalın!
Çekicini deniz kabuklarının arasından aldı, havada ateş çemberleri çizerek uzaklaştı.
Aşkın uyanışı
Assos’un gözü gün ışığında parıldayan, Helen’in yanağındaki yıldızlara ilişti; denizin bereketli elleri o özel hediyeyi Helen’e uzattı:
-Ama, nasıl mümkün olabilir? Nasıl?
-Poseidon’dan duyduğuma göre sen bunu denize bırakmışsın. Ben de ondan rica ettim, işte şimdi tekrar ellerinde.
-Çok teşekkür ederim. Sadece sen gidince anlamını yitirmişti, o yüzden hatırlamak istememiştim.
Assos Helen’in ellerini tuttu.
-Yer ve gökteki tüm tanrılar üzerine yemin ederim ki, seni bir daha bırakmayacağım. Gözlerin yıldızlar kadar parlakken, ruhum kokunun esrikliğiyle dolup taşmışken söz veriyorum sana; tüm sahil meleklerinin huzurunda.
Assos, Helen’i ani bir hareketle kendine çekti, sarıldı, dudaklarından öptü. İçlerindeki aşka susamışlık aniden kendini göstermiş ve ikisini birbirine kenetlemişti. Helen’in kalp atışları hızlandı, öyle ki duyulur hale geldi. Tüm vücudunu bir akşamüzeri sarhoşluğu kapladı. Bir çiçeğin taç yapraklarının usulca açışını anımsatırcasına dudakları birbirinden ayrıldı.
-Sana büyülü üzüm bağından kırmızı şarap getirdim.
-Çok düşüncelisin peri kızı,
Assos Helen’e göz kırptı.
Onlar kadehlerini yudumlarken, sahildeki melekler veda selamlarını verdiler ve kanatlandılar.
Şimdi elleri iç içe geçmiş, kokuları birbirine karışmıştı. Önlerinde pırıl pırıl deniz selama durmuş, sudaki turunculuk yanaklarını al al etmişti. Helen Assos’a sımsıkı sarıldı, boynundan öptü.
-Uyuyalım mı Helen?
-Uyuyalım.
Düşler tanrısı Morpheus, bulutlara doğru el çırptı:
“Hemen yeryüzüne inin!”
Bulutlardan bir küme yavaş yavaş alçalarak batan güneşin yansımasının üzerinde birleşti.
-Ben senin için birkaç dize yazdım, sana okumak istiyorum şimdi.
-Dinliyorum benim tatlı şairim...
“Sen gitmeden önceydi,
Güneşin yürek yakıcı kızıllığı.
Sen gitmeden önce daha bir maviydi bu deniz.
Hava bu kadar erken kararır gibi olmazdı senden önce.
Gökyüzü renk değiştirmekten korkmazdı.
Ve ben de yalnızlıktan bu denli korkmazdım.”
-Yazdıkların mı daha güzel, yoksa sen mi karar veremiyorum.
-Ah, çok incesin...tabii ki yazdıklarım daha güzeldir.
-Sen herkesten, her şeyden güzelsin Helen. Başka kimsenin yanında değilsin bu temmuz akşamında, benim yanımdasın ve ben çok şanslıyım...
Assos, Helen’in dudaklarına huzur dolu bir öpücük kondurdu. İçlerindeki tutku giderek büyüyordu, tıpkı uzun zamandır meyve vermemiş bir ağacın yavaş yavaş bereketlenmeye başlaması gibi.
Helen şimdi Assos’un gözlerinin içine bakıyor, yanaklarını okşuyordu. Bir an ne kadar derin ve anlamlı bir bakışı olduğunu fark etti.
-Gözlerinde koyu kahve bir okyanus var sanki. Baktıkça daha da derine iniyorum, ama boğulmuyorum ya da akıntıyla savrulmuyorum; aksine nefesim tazeleniyor.
-Bu iltifat karşısında ne söylesem manasız olacak, dedi, gülümsedi ve Helen’i önce yanağından, sonra da kirpiklerinden öptü.
Bulutların üzerinde yan yana uzanıyorlardı şimdi. Birlikte yıldızlara bakıyor, bazen de göz göze gelip gülümsüyorlardı.
-Üzgünüm, yani gittiğim için...
Helen birden durgunlaştı.
-Bunu konuşmayalım şimdi Assos.
-Deniz kabuğunu atmış olmana üzüldüm.
-Seni bir daha hiç göremeyeceğimi düşünmüştüm,o yüzden saklamanın bir anlamı kalmamıştı.
Birkaç damla gözyaşı Helen’in yanaklarından boynuna doğru süzüldü. Assos hemen gözyaşlarını elleriyle sildi ve omzundan öptü.
-Artık buradayım, hiç de gitmeye niyetim yok hanımefendi. Hem siz söyleyin bakalım, neden yıldızları kıskandıracak kadar güzelsiniz bu gece?
Helen birkaç saniye Assos’un yüzüne şefkat ve iyimserlikle baktı. Kalplerini aniden kaplayan çok kuvvetli bir ihtiras ikisini birbirine kenetledi. Sadece vücutları değil ruhları da iç içe geçmişti. Kendilerinden geçmiş bir şekilde birbirlerini seviyor, öpüşüyorlardı.
-Seni Sevgili Kaan’a,
Veda
-Başka bir hayatta görüşmek üzere...
-Görüşürüz...
Helen ağır adımlarla saraya dönüyordu. Assos’a hiç istemeyerek veda etmişti.
-Hiçbir şey eskisi gibi değil Helen. Ve ben çok uzaklara gidiyorum.
-Ama ben gitmeni istemiyorum. Seni seviyorum...
-...Dediğim gibi gitmem gerek.
Özlem
Kalbinin içinde bir şeylerin yıkıldığını duyumsar gibi oldu. Onu sonsuza dek özleyeceğini ve bir daha göremeyeceğini aklından geçirirken denizden geçen bir yelkenliye gözü ilişti.” O da çok uzaklara gidiyor olmalı şimdi...” diye düşündü.” Kim bilir belki bir gün rüzgârın yönü değişir ve geri döner; belki sakin bir limana demir atar ve yerini çok sever, asla dönmek istemez. Ama her nereye giderse gitsin tüm asaletiyle süzülmeye devam edecektir mavi sularda. Hırçın dalgalarla karşılaşsa bile devrilmeyecektir...”
Krallıkta yeni duygular
Helen Mutluluk Krallığı’nda yaşıyordu. Bu krallıkta yaşayan insanlar her yeni bir duygu hissettiklerinde yeni bir ağaç bitiverirdi yeryüzünde aniden. Mesela birkaç gün önce Kraliçe nedimelerinden birine öfkelenmiş ve bahçede aniden heybetli bir meşe belirivermişti. Helen âşık olduğunda da kiraz çiçekleri vaktinden önce açmış, serpilmişti. Böğürtlenler mevsiminden önce ansızın olgunlaşmıştı. Tüm doğa bir güzelleşme çabasına girişmişti sanki.
Ama şimdi sahilde yürürken, Helen doğanın ayrılıklarına tepki vermeye başladığını fark ediyordu. Yerde ezilmiş kayısılar, solgun çiçekler görüyordu. Elbisesinin cebinde Assos’un ona verdiği deniz kabuğu vardı. Hiçbir şeyin bir anlamı kalmadığını düşündü ve cebinden tereddüt ederek çıkarıp, onu diğer deniz kabuklarının arasına bıraktı. Şimdi o eşsiz hediye çakıl taşlarının arasında ayırt edilemiyordu bile. Biraz sonra bir dalga kıyıya vurdu ve tüm kabukları uzak ülkelere sürükledi.
***
Gülümsemesini Kaybeden Prenses
Helen odasının penceresinden düzensiz aralıklarla çakan şimşekleri izliyordu. Anlaşılan yine bir fırtına yaklaşıyordu.1 yıl olmuştu...Ve aylardır krallıkta güneşli güzel bir gün yaşanmamıştı. Doğanın melankolisi tüm ülkeyi hakimiyeti altına almıştı. Çünkü biricik prensesleri güzeller güzeli Helen mutsuzdu. Kral ve Kraliçe onu güldürebilmek için cambazlar, sihirbazlar çağırıyor; sarayın bahçesine kırmızı krizantemler, orkideler ektiriyorlardı. Ama ikisi de çok iyi biliyordu ki, Helen ancak tekrar âşık olursa çiçekler kendiliğinden beliriverecekti nemli toprakta.
Kral elini çenesine dayamış, prensesini düşünüyordu. O böyleyken, krallığın elçisi de büyük bir müjde vermeye hazırlanıyordu. Balkan ülkelerinin prensi Assos, Mutluluk Krallığı’na geri dönüyordu. Elçi, krala Assos’un geldiğinde prenses Helen ile görüşmek istediğini söyledi. Kral prensesin nedimelerine dönüp “derhal prensesime bu güzel haberi verin, krallıkta şenlikler başlasın, saray halkına bir ziyafet çekelim!” dedi.
Assos’un Yelkenlisi
Asil prens Assos gözlerini ufuk çizgisine dikmiş, Helen’i düşünüyordu. “Aslında onu hiç bırakmak istememiştim. Sadece ruhumda bir şeylerin değişmeye başladığını sezmiştim. Ve Orphalese halkının bana ihtiyacı vardı.”
Rotasını Mutluluk Krallığı’na çeviren görkemli yelkenli, dingin sularda usul devinimlerle yol alıyordu. Krallığın sınırlarına ilk girdiklerinde, hiddetli bir fırtına vardı. Assos bunun ne anlama geldiğini biliyordu. Belli ki prenses çok üzgündü ve derin bir özlem içindeydi. Ama kısa bir süre sonra fırtına dinmişti, Assos'un kalbini bir hoşnutluk kaplamıştı aniden. Hafif, tatlı bir esinti yüzünü okşuyordu. Güneş batmak üzereydi, gökyüzünü ihtişamlı bir kızıllık kaplamıştı.
Hephaistos’un gelişi
Helen, büyülü üzüm bağında içindeki heyecanı bastırmaya çalışarak yürüyordu. Elinde Hephaistos’un eseri olan bir cam şişe ve pürüzsüz bir mantar tıpa taşıyordu. Kırmızı Şelale’den şarap doldurup Assos’a götürecekti.
Assos şimdi Helen’i aralarındaki mesafeden belli belirsiz görüyordu; Helen’in karanfil kokulu saçları rüzgârda salınıyor, elbisesinin eteği kayıtsızca dalgalanıyordu.
“Ne kadar güzel yine...” diye aklından geçirdi.
-Yüce Eros aşkına! Güzelliğin bu akşamki dolunaydan ruhuma yansıyor Helen.
Helen istemsizce gülümsedi,
-Ah, sen de epey değişmişsin, kuzey yıldızı Sirius’u anımsatıyorsun bana.
Assos hiç duygularını saklamaya çalışmadan gülümsedi,
-Teşekkür ederim peri kızı. Nasıl hissediyorsun? Özledim seni.
-Aslında çok üzgündüm; fırtınalardan anlamışsındır. Ama artık yanımdasın ve hava hiç olmadığı kadar güzel.
Assos hislerini saklamak istiyormuş gibi gülümsedi. İkisi de denizin gökle birleştiği yerdeki gökkuşağına baktılar. Hephaistos renklerin arkasından belirerek onlara doğru yaklaşıyordu.
-Merhaba sevgili Assos ve Helen! Eski aşıkların buluşması demek...Eros’ tan size haber getirdim. Diyor ki:
“Lütfen birbiriniz için endişelenmeyin, kalpleriniz her zaman birlikteydi. Sadece ben bazen bilerek sevgilileri ayırırım ki, özlemin güzelliğini tatsınlar. Birini özlediğiniz zaman içinizdeki melekleri uykularından uyandırırsınız. Çünkü özlem de bir tür acıdır, ve ruh acı çekerken melekler uyuyamaz. Ama şimdi artık onların tekrar uykuya dalma zamanı.”
Hephaistos çekicini yere bıraktı ve bir elini Assos’un diğerini de Helen’in kalbine yerleştirdi. Kalplerinden mor ışık huzmeleri çıktı ve bir hale şeklinde başlarının üzerinde birleşti. Hephaistos:
-Eros ’un elçiliğini yapmak benim için bir şerefti. Şimdi gitmem gerek. Hoşça kalın!
Çekicini deniz kabuklarının arasından aldı, havada ateş çemberleri çizerek uzaklaştı.
Aşkın uyanışı
Assos’un gözü gün ışığında parıldayan, Helen’in yanağındaki yıldızlara ilişti; denizin bereketli elleri o özel hediyeyi Helen’e uzattı:
-Ama, nasıl mümkün olabilir? Nasıl?
-Poseidon’dan duyduğuma göre sen bunu denize bırakmışsın. Ben de ondan rica ettim, işte şimdi tekrar ellerinde.
-Çok teşekkür ederim. Sadece sen gidince anlamını yitirmişti, o yüzden hatırlamak istememiştim.
Assos Helen’in ellerini tuttu.
-Yer ve gökteki tüm tanrılar üzerine yemin ederim ki, seni bir daha bırakmayacağım. Gözlerin yıldızlar kadar parlakken, ruhum kokunun esrikliğiyle dolup taşmışken söz veriyorum sana; tüm sahil meleklerinin huzurunda.
Assos, Helen’i ani bir hareketle kendine çekti, sarıldı, dudaklarından öptü. İçlerindeki aşka susamışlık aniden kendini göstermiş ve ikisini birbirine kenetlemişti. Helen’in kalp atışları hızlandı, öyle ki duyulur hale geldi. Tüm vücudunu bir akşamüzeri sarhoşluğu kapladı. Bir çiçeğin taç yapraklarının usulca açışını anımsatırcasına dudakları birbirinden ayrıldı.
-Sana büyülü üzüm bağından kırmızı şarap getirdim.
-Çok düşüncelisin peri kızı,
Assos Helen’e göz kırptı.
Onlar kadehlerini yudumlarken, sahildeki melekler veda selamlarını verdiler ve kanatlandılar.
Şimdi elleri iç içe geçmiş, kokuları birbirine karışmıştı. Önlerinde pırıl pırıl deniz selama durmuş, sudaki turunculuk yanaklarını al al etmişti. Helen Assos’a sımsıkı sarıldı, boynundan öptü.
-Uyuyalım mı Helen?
-Uyuyalım.
Düşler tanrısı Morpheus, bulutlara doğru el çırptı:
“Hemen yeryüzüne inin!”
Bulutlardan bir küme yavaş yavaş alçalarak batan güneşin yansımasının üzerinde birleşti.
-Ben senin için birkaç dize yazdım, sana okumak istiyorum şimdi.
-Dinliyorum benim tatlı şairim...
“Sen gitmeden önceydi,
Güneşin yürek yakıcı kızıllığı.
Sen gitmeden önce daha bir maviydi bu deniz.
Hava bu kadar erken kararır gibi olmazdı senden önce.
Gökyüzü renk değiştirmekten korkmazdı.
Ve ben de yalnızlıktan bu denli korkmazdım.”
-Yazdıkların mı daha güzel, yoksa sen mi karar veremiyorum.
-Ah, çok incesin...tabii ki yazdıklarım daha güzeldir.
-Sen herkesten, her şeyden güzelsin Helen. Başka kimsenin yanında değilsin bu temmuz akşamında, benim yanımdasın ve ben çok şanslıyım...
Assos, Helen’in dudaklarına huzur dolu bir öpücük kondurdu. İçlerindeki tutku giderek büyüyordu, tıpkı uzun zamandır meyve vermemiş bir ağacın yavaş yavaş bereketlenmeye başlaması gibi.
Helen şimdi Assos’un gözlerinin içine bakıyor, yanaklarını okşuyordu. Bir an ne kadar derin ve anlamlı bir bakışı olduğunu fark etti.
-Gözlerinde koyu kahve bir okyanus var sanki. Baktıkça daha da derine iniyorum, ama boğulmuyorum ya da akıntıyla savrulmuyorum; aksine nefesim tazeleniyor.
-Bu iltifat karşısında ne söylesem manasız olacak, dedi, gülümsedi ve Helen’i önce yanağından, sonra da kirpiklerinden öptü.
Bulutların üzerinde yan yana uzanıyorlardı şimdi. Birlikte yıldızlara bakıyor, bazen de göz göze gelip gülümsüyorlardı.
-Üzgünüm, yani gittiğim için...
Helen birden durgunlaştı.
-Bunu konuşmayalım şimdi Assos.
-Deniz kabuğunu atmış olmana üzüldüm.
-Seni bir daha hiç göremeyeceğimi düşünmüştüm,o yüzden saklamanın bir anlamı kalmamıştı.
Birkaç damla gözyaşı Helen’in yanaklarından boynuna doğru süzüldü. Assos hemen gözyaşlarını elleriyle sildi ve omzundan öptü.
-Artık buradayım, hiç de gitmeye niyetim yok hanımefendi. Hem siz söyleyin bakalım, neden yıldızları kıskandıracak kadar güzelsiniz bu gece?
Helen birkaç saniye Assos’un yüzüne şefkat ve iyimserlikle baktı. Kalplerini aniden kaplayan çok kuvvetli bir ihtiras ikisini birbirine kenetledi. Sadece vücutları değil ruhları da iç içe geçmişti. Kendilerinden geçmiş bir şekilde birbirlerini seviyor, öpüşüyorlardı.
-Seni seviyorum Assos...
-Ben de seni seviyorum tatlı şairim...
Tüm gece birbirlerine sarılarak mutlu duygularla uykuya daldılar. Krallığı güneşli sımsıcak bir gün bekliyordu. Güneş uzaktaki dağların ardında sarımtırak elbisesini yavaş yavaş belli etmeye başlamıştı bile. Tabiat ana bu eşsiz kavuşma anını yüreğini kabartan bir sevinçle kutluyordu.
Mutluluk Krallığı’nda uzun zaman sonra gerçekten de mutlu bir gün doğuyordu..
/Milas’ta bir esintide gizli midir nedir sesin
Biz bir aşkta yarım mı kaldık nedir?
Zamanı yitirmekten mi korkarız en çok
Anıları tekrar yaşayamayacağımızdan mı yoksa?
Ay’ın hilali mi biçim verir düşüncelerimize,
Yıldızların parıltısı mı?/
Yorumlar
Yorum Gönder